
cumartesi sessiz sakin, kimseye haber vermeden gittim. çevremde fazla seven yok zaten. konsere girdiğimde rüyalar görecek kadar dış etkenlere maruz kalmıştım zaten. ama konser başladığında, hiçbirşey yapmama gerek olmadığını düşündüm. oturdum ve müziği dinledim. herkes progressive "rock" diyor ama "rock" aslında hızlı, enerjik, çılgın müzik olarak algılanıyor genelde. bu adamların müziği başka birşey. hamur gibi kaldım konserin sonunda. mayıştım desem yeridir. sanki sıcak su havuzunda saatler boyunca kalmışımda, aynı anda soğuk sodaya vurmuşum, vücudum varlık ile yokluk arasında amansız bir savaş veriyor gibi. ne ferdi'de aldım o hissi, ne müslüm'de, ne ibo'da. "esmerin adı oya" bile bu denli heyecanladırmadı beni.
öncelikle herhangi normal bir rock konserinde olan sıradan kargaşa ve kafa sallama olayı burada söz konusu değil. çünkü grubun her bir üyesi, konserin herhangi bir anında enteresan, ilginç ve artık dayanamayacağım ama karaktersiz bir şekilde hunharca solosunu atmaya başlayabiliyor.
"home" denen manyak,piskopat bir şarkı yapmışlar ki dipnot olarak bildireyim daha iyisini dinlemedim (murat göğebakan-yaralı hariç), bırakın düğünümü cenazemde çalsın istiyorum. evet buradan vasiyetimdir. beni "home" ile uğurlayın.
en başta size ele avuca sığmaz bir albümün kapağı verdim. bunu alın baştan sonra dinleyin. tamamı bir film gibi. sürekli devam eden bir hikaye. benden başka kimsede yapmaz bunu size.
gecenin sonunda iki bira çaktım yine. eve gittim. yapılacak tek şey vardı. grubun bütün üyelerini tek tek çıkardım sahneden ve aynı müziği kendim yaptım. biraz göbekli falan ama idare ettim yani. rüya görmek güzel birşey.